top of page

Otantik Benliğin Dansı

Yazarın fotoğrafı: Ulviye Yaşar
Ulviye Yaşar
26 Eyl
3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 27 Eyl

‘’Mükemmel olmamanın hediyeleri…’’ Brene Brown

 


Mükemmel olmamanın en büyük hediyesinin kendine emek vermekten hiç bıkmamak olduğunu düşünen biri olarak bugün, bu yazıda Kintsugi ve bu felsefenin bende ne ölçüde ve nasıl yer bulduğundan bahsedeceğiz. Daha önceki yazılarımda (9.Yazı: Yıl sonu iç döküşü, biraz ikigai / raison d'être ve bir tutam Kaizen, 46.Yazı: Tüm Rağmenlere Rağmen) birkaç Japon Yaşam ve Sanat Felsefelerine de keyifle yer açmıştım. Çünkü bu şekilde yaşam anlayışının da hayatın zorluğunda elimizden tutan ve bize iyi gelenlerden olduğunu düşünüyorum.


Kintsugi: Kusurları kabulleniş veya kucaklayış anlamlarına gelmektedir. Hayatın birçok alanında uygulanması mümkün olan her detayda kusursuzluğun aranmasına ve kusursuzluğun çok iyi olduğunun düşünülmesine adeta tepki olan bir Japon felsefesidir. Tasarımlarda, yemeklerde, kişilerin dış görünüşlerinde, aksesuarlarda vs. yaşamdaki her şeyde… Aynı zamanda da kökeni oldukça maziye dayanan bir Japon geleneğidir. Çanak, çömlek, vazo vb. objelerde oluşan çatlakların toz altınla onarılarak kusurları belirgin hale getirilerek yepyeni kimlik kazandırılması esas amaçtır. Böylece kırıldığı veya çatladığı zaman bir şeyi atmak yerine Kintsugi tekniğiyle o objelerin hayattaki değerleri bambaşka yöne evrilmiş oluyor. Kusurlarını da yok saymadan… Ayrıca Modern sanata da yüksek oranda ilham vermiş olan bu kadim Japon geleneğine ait çok sayıdaki örneklerini dünyanın en bilinen sanat galerilerinde, müzelerinde ve çeşitli sergilerde görmemiz pekâlâ mümkün.


Şimdi de gelelim kişiliğimizdeki etkilerine… Ne yazık ki çağımızın en büyük sorunlarından biri kusursuzluk konusu. Veyahut kusursuzluk takıntısı demem belki de daha doğru olacak. Yaşam öyle bir noktaya geldi ki hepimizin kusurlarıyla var olduğu düşüncesinin gayet sağlıklı bir hal olduğu katiyen söz konusu olamıyor. Elbette istisna şekilde düşünen kişilerde var. Dün akşam dışarı çıkmak için hazırlanırken canım kırmızı ruj sürmek istemişti ancak dudağımdaki iki ayrı uçuk ile önce sürmemem gerektiğini düşündüm. Neden? Çünkü iddialı renkleri sürmek / giymek / taşımak sadece kusursuzluk ile mümkün gibi bir algısı kalmış bende belli ki. Bu değişmeliydi. Çok sürmedi birkaç saniye sonra bu düşüncemden vazgeçtim. Ve her zaman yaptığım makyajımı yaparken kırmızı rujumu da dahil ettim. Çoğu kadının belki daha az oranda erkeklerinde birbirlerine benzemeye çalıştığı bu dönemde dolgu-botoks-estetik işlemler kesinlikle benlik değil. Çünkü herkesin düşünce yapısı, ruhunun hassaslık oranı nasıl bambaşka ise görünümünün de bu farklılığı korumasından yanayım. Neden bir başka kadına benzemekten hoşnut olayım? Hep bu düşüncedeydim. Elbette bu çok öznel. Ancak bir şeyleri dozunda yapmak varken başkasının aynısı olmak neden? Travmalar, dışlanma vs. birçok neden tabi ki olabilir. Bunun da gayet bilincindeyim. Fakat o zaman da onların çözümüne mi gidilse acaba? Kendimi mükemmel derecede güzel bulduğum için falan söylemiyorum. Kendimi seviyorum, öz şefkatime özen gösteriyorum. Çünkü çok emek isteyen şeyler. Bu düşüncem için en büyük teşekkürüm anneme… O bana çocukluğumdan beri doğallığın faydalarını, herkesin tek biricik olduğunu, çok fazla ürünlerle veya çeşitli işlemlerle kendimi güzel bulma, kendimi sevmenin mümkün olmayacağını, zamanı geldiğinde yaş almanın da keyifli olduğunu çok kararında öğretti. Mesela 8 yıl önce kaşlarıma yaptırdığım microblading işleminin hassas ten etkisi ile oluşturduğu izi ne yazık ki tüm pişmanlığımla taşıyorum. Geçmesi için olan yöntemlerde sağlık sebebi ile bana dahil olamıyor. En azından geçtiğimiz süreç için öyleydi. Kadınlar beni anlayacaktır göz makyajı en masum olanlardan ancak cilde yapılanlar daha yoğun bir tepkimeye neden olabiliyor. O yüzden fondöteni de sadece davetler veya çok içimden gelirse sürmek üzere rafa kaldırdım. Ve bu yazıyı yazmaya karar verip gecesinde kısaca taslak oluşturdum. Yaşamımdan verdiğim iki örnek ile ki bir örneğin rujla ilgili olmasına rağmen zannediyorum konunun sadece ruj olmadığını anlamışsınızdır.


 ‘’Donanım bir kadının cesaret edebileceği her şey için bir pasaporttur.’’ der, Honoré de Balzac, Zarif Bir Yaşam Üzerine adlı kitabında. Sevgili annemin güzel yaklaşımı ve yönlendirmesinin yanında belki de bu anekdotu çok içten benimsediğim için de yukarıdaki yazdıklarımı yaşam akışıma dahil edebildim. Kim bilir. Neticede doğadaki her şey, kendisini gerçekleştirmek için var. Bizlerde öyle. O halde otantik benliğimize tüm biricikliğimizle sarılarak oluşturduğumuz karakter pasaportumuzla yaşamda yol almalarımıza…

 

23.09

26.09.2026 – Beykoz / İSTANBUL



 
 
 

2 Yorum


Burak Süalp
27 Eyl

Bugün de sayende "kintsugi"yi öğrenmiş oldum, Japon kültüründen gelen güzel şeylere bir de bu eklenmiş oldu. Ki zaten çocukluktan beri annemizin öğretisine ne kadar benziyor: "İşi biten eşyayı atma, onar, kenara koy, başka zaman işe yarar, başka şekilde, başkasına yarar."


Aynılaşmak bi yana, zaten farklılıklarımızla çok güzel değil miyiz? Çoğunluğun çeşitli prototiplerde benzeştiği bir topluluk çok sıradan ve sıkıcı olur kanımca. Oysa herkesin farklılıklarıyla öne çıktığı, kendini var ettiği bir topluluk ne kadar renkli ve heyecan verici olur.


Ve son olarak, pişmanlık biraz da parayla satın alamayacağımız tecrübe değil midir? Bu kısmı kişisel olduğu için haddimi bilerek şöyle bir şey söyleyeceğim: Pişmanlık dediğin şeye "farklılığıma farklılık kattım, bu izle daha farklı ve güzelim" diye bakmak da bir bakış açısı.


Kalemine…

Beğen
Ulviye Yaşar
Ulviye Yaşar
10 Eki
Şu kişiye cevap veriliyor:

Güzel yorumun için ben teşekkür ederim. Aynılaşmayı kendi benliğine yakıştıramayanlara o vakit...

Beğen
bottom of page