Kabuğunu Bırakan Ruh: Kırılganlıkla Büyümek
- Ulviye Yaşar

- 4 Nis
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 18 Nis
‘’Şeffaf olan parlamaz. Parlaklık, ışığın kırıldığı yerde oluşur.’’ Byung-Chul Han

Bir süredir içimizdeki güçler ve bizi biz yapan şeyler üzerine düşünüyordum. En çok da kırılganlık konusuna zaman ayırdığımı fark ettim. Bu kadar üzerinde durmamın nedeninin ise kırılganlığın genel anlamda negatif bir duygu, hatta bir eksiklik ve güçsüzlük gibi algılanmasının derinini merak ediyor oluşumu gözlemledim. Benim cephemde ise aslında durum hiç de negatif değildi. O yüzden bugün bu sularda yüzerek, kırılganlığın ışığımızı yansıtmamıza, ışığımızı daha da parlaklandırmasında nasıl bir etkisi olabileceğine bakalım istiyorum. Önce sanatsal bir bakış açısıyla, ardından da bilimsel bir yorumla...
Defalarca Grammy ödülü kazanmış olan, özellikle heavy metal ve rap müziğini bir araya getirmesiyle tanınan müzik yapımcısı Rick Rubin’in benim hayatımdaki çarpıcı etkisi ismi ve mesleki başarısının getirdiği bilinirliğinden ziyade Yaratıcı Eylem: Bir Var Olma Biçimi adlı kitabını okumamla söz konusu oldu. Rubin kitabında şöyle der: “Sanat icra ederken, insanların kendi gizli yansımalarını görebileceği bir ayna yaratırız.” Okuduğum andan itibaren ezberimde yer edinen bu söz, yazarken fark ettiğim kendimin ve ruhumun katmanlarına ışık olmuştu sanki. Hatta bence Fransız şair, yazar ve düşünür Paul Valéry’nin şu sözü de bu düşünceye eşlik eden anekdotlardandır: “Kendimizden ne kadar habersiz olduğumuzu, yazdıklarımızı yeniden okurken anlarız.” Bu söz, içimde anlamlandıramadığım derecede sevdiğim yazma hâlinin adeta özeti gibiydi. Çünkü içimizdeki —belki de varlığını unuttuğumuz— aydınlığı, renkleri ve karanlığı bazı şeyler olmadan ortaya çıkarabilmemiz pek mümkün olmayabiliyor. Kendimden en habersiz olduğum konuları fark etmeye başladığımda, kırgınlığın ve kırılabilmenin; hatta bazı şeylere defalarca, bile bile “lades” misali kırılıyor olmamın, yaşamımda benim bile bilmediğim ölçüde önemli olduğunu da görür olmuştum.
Bilimsel açıdan kırılganlığı ele alacak olursak; travmalar alanında uzmanlaşmış psikiyatrist ve yazar Gabor Maté şöyle der: ‘’Kırılganlık, büyüme için kesinlikle gereklidir. Kırılganlık kelimesinin kökü ‘savunmasızlıktan’ ve ‘yara almaktan’ gelir. Yani kırılganlık, bizim yaralanma kapasitemizdir. Gerçek şu ki insanlar olarak hepimiz kırılganız. Doğduğumuz andan ölene kadar… Ama çocukluk döneminde yara aldığımızda ve kırılganlık çok acı verici bir hal aldığında kırılganlığımızı kapatmaya çalışırız. Mesela ‘haklı’ olduğumuzu’ düşünerek. Çünkü eğer haklıysam o zaman güçlüyümdür ve artık kimse bana saldıramaz. Ancak bunu yaptığımızda büyümemiz duruyor. Doğadaki her şey sadece kırılgan olduğunda büyür. Mesela kabuklu bir deniz canlısı, örneğin bir yengeç sert bir kabuğun içinde büyüyemez. Büyümesi için kendine şekil vermesi ve kırılgan bir halde olması gerekir. Bir ağaç sert ve kalın olduğu zaman büyüyemez değil mi? Yumuşak ve kırılgan olduğu zaman büyür. Yani kırılganlık büyüme için kesinlikle gereklidir. Ve bu kırılganlık için o savunmaları serbest bırakmak gerekir. Mesela ‘haklı olmak’ gibi. Çocukken kendini acıdan korumak için geliştirdiğin savunmaları serbest bırakmalısın. Bu yüzden büyüme acılarından bahsederiz. Çünkü kırılganlık büyüme için gereklidir ve kırılganlık olmadan büyüme de olmaz.’’
Kırılganlığımla yüzleşmem ve onun benim için bağırıp çağırmayan, oldukça sessiz ama bir o kadar güçlü bir hâl ve hatta zarif bir duruş olduğunu fark etmem; çocukluğumdan şu anki 33 yaşıma kadar defalarca kırılmalarımın yanı sıra, sanatla özellikle de yazarken ki maskesiz benliğim ve Gabor Maté’nin bu konuya dair düşüncelerini dinleyip üzerine uzun süre kafa yormamla mümkün oldu. Beraberinde ise yaşamı ve duyguları hissetmeye dair bitmeyen açlığım ve açıklığım kırılganlığımı hayatımda anlamlı bir yere konumlandırmamı şekillendirdi. Kırılganlığın kendi içimdeki tanımı ise artık şöyle: Sevdiğim, inandığım ve umut ettiğim şeylere dair hissetmekten vazgeçmeyişin pozitif bir tepkimesi. Demek ki bir şeyleri yaşamaya ve hissetmeye cesaretim var. İliklerime kadar hissedip, akışta gelişen olaylarla birlikte gerekirse kırılabilmeye de gücüm var. Bir nevi sessiz güç…
Şair ve yazar Sylvia Plath’in çok sevdiğim bir sözüyle sona geleyim: “… kırıl, bükül, yeniden büyü.”
Kırılıp, bükülüp; içimizdeki hem karanlık hem ışık dolu benliğimizi görebilenlerle yeniden büyümelerimize...
04.04.2026
22.32 – Cunda




Okurken aklıma Jordan Peterson’ın ıstakoz örneği geldi. Istakoz kabuğu daraldığında onu bırakmak zorunda kalır; en savunmasız olduğu o anda aslında büyümenin eşiğindedir. Yazıda anlatılan kırılganlık da tam olarak bu gibi geldi bana: insanın eski kabuğunu bırakmaya cesaret ettiği, incinmeye açık olduğu ama tam da bu yüzden dönüşebildiği o sessiz aralık.