top of page

Aidiyet limanı

  • Yazarın fotoğrafı: Ulviye Yaşar
    Ulviye Yaşar
  • 7 May
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 9 May

‘’Gemiyi, kaptanı, tayfaları, mevsimi, günü ve rüzgârı iyi seçmeliyiz.’’ Epiktetos

 


Bireysel psikoloji ekolünün kurucusu olarak bilinen psikiyatrist Alfred Adler’e göre insanın en temel ihtiyacı aidiyet hissidir. Soyutlanmak istememek, olduğu yerde olmaktan mutlu olmak, iyi hissetmek… Peki bu çok kolay bir şey mi? Asla. Bir yere ait olduğumuzu nasıl anlayacağız? Bana kalırsa o nokta tam bir mayın tarlası. Bazı yerlere gideriz; pek azında vardığımızı gerçekten hissederiz. Çünkü biliriz ki gittiğimiz o yerlerde varlığımızı, vardığımız anda hissedebilmek için aidiyet müsabakasına gerek yoktur. Soruma geri dönersem; bir yere ait olduğumuzu anlamanın yolu, oraya ait olmadığımızı tek bir an dahi hissetmemekle mümkün.

 

Ait olmadığımız yerlerde savaşımızın bittiğini “artık” anladığımız o evrede, o döngüde, o etapta, o seviyede — adına her ne dersek diyelim — ortaya çıkan o tarifsiz, boyutsuz, amorf gücümüze öyle bir sarılmalıyız ki; bizi bir daha öyle bir savaşın içine çekecek her duruma karşı görünmez siperlerimizle öyle bir durmalıyız ki, o durumda kalma ihtimalimizi dahi en ufak derecede hissettiren hiçbir şeye ve hiçbir kimseye tek bir minnetimiz dahi olmasın. Bizi anlamayanlar buna ego veya kibir diyebilirler. Desinler. Bence bu, tam olarak kendine yeterince değer vermenin getirdiği kendini seçme hâli. Klinik psikolog Özge Orbay’ın TEDx İzmir konuşmasında da dediği gibi: ‘’Ne kadar yorucu olursa olsun bir derdimin peşindeyim. Bir daha oraya geri dönmemek istiyorum.’’ Dönmek istemediğimiz “o yer”i ve çıkmak istemediğimiz “o yol”u artık çok net bilebilmemizin ruhumuza ve bedenimize tattırdığı huzur; geçmişteki “o yer/yerlere” ait olmak adına yaptığımız çırpınışların kanatlarımızda açtığı yaraları dahi iyileştirecek kadar güçlü. Nereye dönmek istemediğimizi en nihayetinde fark ettiğimizde, nerede olmayı seçeceğimizi tüm şeffaflığıyla görmek de kaçınılmaz oluyor — eğer gerçekten istiyorsak… İçimiz hazırsa…

 

Azra Sarızeybek Kohen’in aynı adlı kitabından uyarlanan Fi dizisindeki ‘’Kim olacağını seçebilirsin. Ya da en azından kim olmayacağını.’’ repliği; hem gitmek, bulunmak ve orada olmak istemediğimiz yerlere dair keskin kararlar alabilmek hem de henüz doğmamış ama doğması için doyasıya savaş verdiğimiz benliklerimiz adına ne anlamlı bir söz… Anlamlı bir hayatın arayışındaysak tabii… Dönmek istemediğimiz o yerlerden tüm oluş hâlimizle sıyrılmalarımızın yarattığı etkinin en çok fark edileni de, hâliyle sağlıklı bir düşünce sisteminin oluşması. Fransız Aydınlanma Çağı’nın en etkili yazarlarından, aynı zamanda filozof ve hiciv ustası Voltaire’in dediği gibi: ‘’Vereceğiniz en önemli karar, iyi bir ruh hâlinde olmaktır.’’

 

Olduğumuz yerlerde, olmamızı arzuladığımız o limanlara vardığımızı varlığımızla hissedebilmemize…

 

07.05.2026

17.57 – Podgorica / MONTENEGRO

 

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page