top of page

Kendi şeklinde parla.

  • Yazarın fotoğrafı: Ulviye Yaşar
    Ulviye Yaşar
  • 28 Mar
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 29 Mar

‘’Yaşam size verilmiş boş bir film. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.’’ Ara Güler



Neye içten ve haddinden fazla saygı duyduğumuz da rotamızdaki en net belirleyici… 2024 yazıydı; bu cümlenin içimden geldiği ve soyuttan somuta büründüğü ilk an. Ne zaman kendimi, kendi mutluluğumu unutsam, kendime saygısızlık yaptığımı fark etsem, hemen aklıma gelen; rotamı, yönümü, arzularımı bana hatırlatan ve adeta benimle yaşayan bir söz.


Bugün biraz gururdan ve kendimize saygıdan bahsedelim istiyorum. Bir yandan, bazı zamanlarda gereğinden fazla gurur yapmanın bize iyi gelen ve ruhsal bir deneyim yaşatabilecek derecedeki güzel şeylere nasıl ket vurabileceğinden de… Diğer yandan da yaşamımızda gurura ölçülü bir şekilde yer açtığımızda hayatı tüm berraklığıyla görebilmemizden de… Gururun artısı eksisi, o anki duruma göre pek tabii değişebilir. Kendimize saygıyı yaşamımızda önceliklendirmemizin hiçbir zaman eksisi olacağını zannetmememle beraber…


Gurur deyince İngiliz yazar Jane Austen’a ve onun nüktedan, ironik ve zarif bir dille yazdığı Gurur ve Önyargı kitabına da elbette değinmek isterim. Şöyle diyordu Austen kitabında: “Gurur, bence çok yaygın bir kusur.” Ne kadar sade ama bir o kadar da düşündürücü bir yaklaşım değil mi? Her zaman gururun kusur olduğunu düşünmesem de bazı anlar için bu sözün doğruluğunu görmezden gelemeyeceğimi bu yazıyı hazırlamaya başladığımda fark ettim. Ancak tek ve büyük bir istisna haricinde; kendimize saygıyı yok edebilecek bir yerde durduğumuzda ve orada iken neyin içerisinde olduğumuzu o anlar yaşanırken fark edemediğimizde bir vakit sonra yaşanmışlıkları ve süregelen yaşanmakta olanları en nihayetinde idrak edebildiğimizde yapbozun gözümüzün önünde olmasına rağmen kaybolmuşçasına bir türlü bulamadığımız parçası sanki aniden ben buradayım diye bize seslenebiliyor.


Biraz bile olsa değersiz ve yetersiz hissettirilmemizin söz konusu dahi olmadığı ve kat’â olamayacağı, hatta biraz zor da olsa aidiyet arayışımızın son bulacağını az da olsa hissedebildiğimiz ve aidiyetin de bize layıkıyla hissettirildiği herhangi bir yerde, ne pahasına olursa olsun gurur yapmak hiç de geçer akçe olmamalı diye düşünüyordum. Ta ki bir süre öncesine kadar… Sonra baktım ki birçok olumlu davranış ve pozitif anın toplamında, kendime olan saygımı tuzla buz eden, birçok kez tekrarlanan tek bir davranışı defalarca tolere ederken buldum kendimi. İşte o zaman gurur yapmak; kendime saygıyı kendime hatırlatmak için geçtiğim muktedir bir eyleme dönüştü.

Yani tek büyük bir eksi, birçok pek de büyük olmayan artıyı geç de olsa götürdü.


Bazen çeşitli sebeplerle gururun bizi incinmekten koruyan görünmez bir kalkan olduğunu düşünsem de bazen de temas etmeyi, yakınlaşmayı ve yumuşamayı zorlaştıran sert bir kabuk olduğu da aşikâr. O kabuk kalınlaştıkça içimizdeki ses giderek kısılıyor; haklılık ve mutluluk muhakemesi tüm şaşasıyla sahneye çıkıyor. O etapta içimizde gurur yapmaya şiddetle ihtiyaç duyan, kati suretle engel olamadığımız bir his beliriyorsa, bulunduğumuz o yerde görünmeyen ama muhakkak görülmesi gereken bir durumun varlığını da kabul etmek gerekiyor. Bu raddede “Neden içimizden geldiği gibi davranamıyoruz?” sorusunu kendimize sormak, sonra da cevapları bulmak için gayret etmek hiç de fena olmaz.


Salt and Brand Consultancy kurucusu, kişisel marka stratejisti, tanışmış olmaktan onur duyduğum nevi şahsına münhasır sevgili Tülay Kale Perazzi’nin Love 360 Fest İstanbul’da dediği gibi: “Kader gayrete aşıktır.” Bizzat ikili sohbetimiz esnasında da, biz kendi merkezimizde kalıp parladıkça hayatın güzelliklerini kendimize çekmemizin mümkün olduğuna dair değinişleri o kadar yer etti ki içimde… Kendimize, kendi kaderimizin parıltısına olan gayreti ne hoş, ne yalın bir açıklayış değil mi? Hayatta bazı idrak hâlleri vardır ya hani; bin tane kişisel gelişim sözüne bedeldir mesela onlar. Tokat gibidirler bazen… Bazen şefkatle sarılırlar bize… İşte tam da öyle anlardan biriydi benim için o sohbet akışı; şefkatle sarılan versiyonuyla… Ancak bazen de bir silkeler bizi, hatta bazen de basbayağı altüst ederler; o anlara, o yüzleşmelere, o idrak hâllerine tanıklığımızda.

İşte o zaman neden gurura ihtiyaç duyduğumuzu, bazı anlarda da haddinden fazla gurur yaparak hayatın içindeki parıltılı anları — keyfi, neşeyi, hatta mizah yeteneğimizi — nasıl arka plana attığımızla dahi karşılaşabiliyoruz. Öncesindeki tüm gayret edişlerimizi rüzgâra kapılmadan, savrulmadan, süzülmeden atlatabilirsek, işte o zaman içimizden gelen; yapmayı ötelediğimiz, bize iyi geleceğine ihtimal dahi vermediğimiz her şeye içtenlikle sarılabiliriz. Tabii ki kendi benliğimizle uyumlu hissettirmeyen ve gurura kuvvetle sarıldığımız istisnai durumları bertaraf ediyorum. Çünkü gurur, bir yanıyla da insanın kendi değerini bilmesidir.


Kendimize saygı ise sanki daha sakin, daha derin ve daha kapsayıcı bir yerden sesleniyor ruhumuza. Başkasının gözünde nasıl göründüğümüzle değil, kendi içimizde nasıl hissettiğimizle ilgileniyor. Gurur yapmayı bırakmamız gerektiğini hissettiğimiz anlarda, gurur yapmadığımızda sanki o an kendimize saygı da söz konusu değilmiş gibi gelebiliyor. O vakit kürenin öbür tarafından da bakalım isterim. Peki ya kendi merkezimizden kopmadan, değerli ve yeterli olduğumuz bilincinden hiç çıkmadan — ya da unutuyorsak da sık sık anımsayarak — bize iyi gelen ve ruhumuzun hem dinlendiği hem de içimizdeki çocuğun ortaya çıktığı, kahkahalarımızın peşi sıra geldiği yaşam kesitlerinde, yani içinde olmaktan keyif aldığımız herhangi bir anda; sadece süregelen alışkanlıklarımız yüzünden ya da aile içi dinamiklerimizde öyle duruşlara şahit olduğumuz için, veyahut karşımızdaki kişinin bize daha çok değer göstermesi adına gurura başvurmak, özünde kendimize saygısızlık değil mi? Şahit olacağımız yaşam parıltısını bile isteye kaçırmak değil mi? Kendi benliğimizle uyumu sorgulamaya ihtiyaç duymadığımız anlarda…


Kendimize saygıyı hiç ama hiç bırakmadan, kendimizi gurura sarılmamız gereken bir anda hissetmediğimizde — ki o anlarda içimiz bilir ve eyleme geçirir — kendi merkezimizde ve kendi şeklimizde parlamanın zarafetini alabildiğine taşıdığımızda, bize iyi gelen anların içinde yaşamın tadını çıkarmak muazzam olsa gerek.


Bize iyi gelen yerlerde, kendi şeklimizde parlayarak yaşamdaki karelerimizi doldurmamıza…


28.03.2026

20.18 – Alsancak / İZMİR


 



 
 
 

Yorumlar


bottom of page