Deeper and Deeper - Dig Deeper

‘’Ben bir denizkızı olmalıyım, Rango. Derinliklerden korkmuyorum; asıl korkum sığ bir yaşam sürmek.’’ Anaïs Nin

Yazımın başlığından da anlaşılacağı üzere buradaki 54.yazımda derinlerde yaşamaktan ve kimilerimizin sanki oradan başka yerde kendine yer bulamayacakmış gibi hissetmemizden bahsedeceğiz. Yardımcı fiillerimiz sanat ve antigravity yoga eşliğinde…
Sürrealist ve kâbus aurasındaki filmleriyle tanınan Amerikalı yönetmen, senarist ve sanatçı David Lynch, ‘’Sanat hayatı harika bir hayattır. Kahve, sigara ve belki de biraz kırmızı şaraptır. Fikirleri yakalamak ve onu şu ya da bu mecraya aktarmaktır. Resim dünyasında, o dünyanın derinlerine dalmak orada kaybolmaktır. Oraya dalıp, sevdiğin şeyleri bulma hayalidir. Her zaman bir deneydir bu. Oraya varabilmek her zaman nefes kesicidir. Orada öyle büyük bir mutluluk vardır ki. Ama sorunsuz bir süreç de değildir hiçbir zaman. Ama bu işin içinde olmak harikadır. Eğer derinlere kadar inebildiyseniz.’’ der. Lynch’in bu konuşmasına şahit olduğumda beni çok etkilemişti. İçimde hissettiğim ama o vakitler kelimelere dökemediğim duygularımın en anlaşılır ama bir o kadar da olması gereken derinlikle tarifiydi. Tüm dallarıyla sanatın ve yaratıcılığın yaşamdaki var oluşumuzu hissedebilmemiz için ne denli büyük rol oynadığını fark ettirendi.
Güney Koreli yazar Han Kang ise ‘’Kitap okumak ve özellikle de edebiyat türünde okumak bir başka insanın derinliklerine inebilmenizi sağlar. Bir başkasının kalbine, ruhuna girebilmenin doğrudan bir yoludur. Dolayısıyla anlamı çok büyüktür. Bu derinliğe inip sonrasında dışarı çıkmak kendine geri dönmek ve bunu defalarca yapmak işte bu süreçle birlikte benliğimizin sınırları daha esnek hale gelir. Daha açık ve olgun birine dönüşürüz.’’ der. Tersten giderek açıklamak isterim, daha esnek ve açık düşünen bu sayede de daha olgun biri olmak için evet edebiyat paha biçilemez derecede bize ışık tutuyor. Ancak ek olarak Geştalt felsefesini hayatımıza nakşetmemizle de alakalı bir durum olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu felsefe kendimizi kabul edebilmeyi ve çevremizle uyum içinde yaşamayı temel almaktadır. Kendimizi yeni deneyimlere açmamızı esas alan kapsayıcı derin bir rehberlik gibidir.
Derinlerde olmak için yoganın rolüne gelirsek, kendini kabul etme ve dönüştürme isteği çok yoğun olan ben için karşıma çıkan en harika insanlardan biri olan değerli yoga eğitmenim ve arkadaşım Selma Camgöz’ün hayatımdaki yeri ve İstanbul’da hem şehrin içinde hem de adeta Japon Yaşam ve Sanat Felsefelerinden Shinrin Yoku / Doğa ile Yıkanış / Doğa ile Arınma gibi hissettiren stüdyosunda gerçekleştirdiğimiz antigravity yoga dersleri çok başka. Peki nedir bu? Amerikalı bir jimnastikçi, Broadway dansçısı, koreograf ve aerial performans sanatçısı Christopher Harrison’ın 1991’de New York’ta AntiGravity adlı akrobatik performans topluluğunu kurduktan bir zaman sonra yaşadığı rahatsızlığın akabinde keşfettiği tavandan asılı ipek bir hamak sayesinde yerçekimiyle olan ilişkiyi değiştiren, kısmen veya tamamen havada yapılan bir yoga türüdür. Hava akrobasisi için geliştirdiği hamak sistemini yoga ve fitness ile birleştirerek AntiGravity Aerial Yoga yöntemini geliştirmiştir. Michelle Dortignac’ın 2006’da yoga, pilates, dans ve hamak kullanımını birleştiren kendi aerial yoga sistemini geliştirdiği de ek bilgidir. Bu yoga türünde rahatlama ve zihinsel dinginlik sağlayarak stresi azaltma ve yaratıcılığı artırma oranı daha fazladır. Yin yoga ve vinyasa yogayı da deneyimlemiş biri olarak da samimiyetle katıldığım yaralarıdır. Çok uzun zamandır yoga yapan biri olsam da bu yoga türüyle tanışmam ve deneyimlemem 3 ay öncesine dayanıyor. Üstelik 33 yaşıma girdiğim güne… En keyifli doğum günü anılarımdan biri olmuştu. Sevgili Selma Camgöz’ün stüdyosunda öğrenci olmayı o kadar çok istemiştim ki. Nedenini ilk dersin sonunda anlayacağımı bilmeden. Öncelikle söylemek isterim ki kesinlikle kolay değil. Her ne kadar havada dans ediliyor gibi görünse de çok emek istiyor. Belki de Nietzsche’nin çok sevdiğim ‘’Acı çeken taraflarımız yaşamak isteyen taraflarımız.’’ sözü bu konu için de geçerli sayılabilir. Çünkü bu eylemi deneyimlemeye şahit olduğunuz ilk andan itibaren kaslarınızın esnemesinden dolayı bedeniniz haliyle acı çekebiliyor. Ancak tam o noktada anlıyorsunuz, o acı hissettiğiniz yerlerinizin aslında hafiflemeye ruhunuzun da yaşamı hissetmeye ne kadar ihtiyacı olduğunu… Bana göre diğer yoga türlerinden farkı da bu denli derin hissettirişi... Zorlanılıyor evet. Ancak ilk zorlanmada da vazgeçmemek… Sonra ne kadar, nasıl mümkünse o kadarı kabul. Yapmaya başladığınız ilk andan itibaren bakış açınız fiziksel olarak baş aşağı duruşlar çok fazla olduğu için istemsizce değişiyor elbette. Eş zamanlı olarak zihninizdeki düşüncelerde… Çünkü hareket ederken kontrolü biraz da olsa bırakmaya fiziksel olarak izin verirken zihinsel olarak da hafifleme hissine bürünmemek imkânsız oluyor. Sanki otantik benliğinle dansın birleşim anı… Otantik benlik; kişinin geçmişi yaşam yolculuğunda öğrendikleri, arzuları ve tüm potansiyeliyle kendisini korkusuzca ve utanmadan ortaya koyabildiği, kişiliğin tüm taraflarıyla bütünleştiği bir yaşayış biçimidir.
Özetle; antigravity yogayı belli aralıklarla deneyimleyen biri olmak sanatla ilgilendiğim zamanlardaki gibi derinlerde olmak gibiydi artık. Diğer yoga türlerine de uzun yıllardır yine rutin olarak hayatıma dahil etmiş biri olsam da onların artık ruhumu tam yüzeyde olmasa da derinliklerde hissettirmediği de kaçınılmazdı maalesef. Çünkü bir kez derine inmiştim. Lynch’in sözüne geri dönersek ‘’… Ama bu işin içinde olmak harikadır. Eğer derinlere kadar inebildiyseniz.’’
Derinlerde olmaktan ve oradaki nefesimizi kesen anların getirdiği kendimizi kabul ve dönüştürme arzumuzdan hiç vazgeçmemelerimize…
24.09.2026
21.36 – Alsancak / İZMİR




Han Kang'ın ifadelerine bayıldım. Fitness yapanlar bilir, kasları büyütürken doğru, dengeli büyümeye çalışırsın. Kitap okumak da öyle. İnsanın zihninin dogru, dengeli büyümesini sağlıyor. Tv, sosyal medya; sanki onlar alkol gibi, sigara gibi. Bi noktaya kadar keyifli ama zararlı. Kitap sanki glutensiz, laktozsuz içecek, şekersiz gıda gibi 😁 okuyarak gelişmek. En güzeli.
Okuyarak, havada süzülerek, esneyerek, derinlere inerek; insan kalabalıklarını insanlık yapan sanat ve edebiyatı derin nefeslerle ruhunun derinliklerine çekerek yaşamak. En güzeli.
Nice okumalara, yazmalara...