top of page

Tadında Yaşam: Anda Var Olmak

  • Yazarın fotoğrafı: Ulviye Yaşar
    Ulviye Yaşar
  • 2 Ağu
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 17 Ağu

‘’Her şey oldukları şeye değil, sizin onlara bakışınıza bağlıdır.” Carl Gustav Jung


Bizim neye ihtiyacımız varsa hayat onu tam da en ihtiyaç duyduğumuz anda karşımıza çıkarıyor. Belki bizler bilinçli aklımızla, mantığımızla istemiyoruz; belki ama geçmişteki travmalarımızdan, bilinçaltımızda yatan bir ton düşünceyle o duruma, o kişiye, o duyguya, o şeye ihtiyaç hissedip adeta hayatımıza onu davet ediyoruz. Elbette bu, her zaman negatif sonuçlara neden olmuyor. Yaşamın çok güzel birçok olasılığı içinde de geçerli bir durum. Bir şeylere ihtiyaç duyduğumuz anlarda elimizden tutan yegâne şeyler de pekâlâ çok öznel olabiliyor. Elimizden tutan ve belki de bize sarılan birçok şey oluyor. Bunların sıralaması da zaman zaman, tıpkı enerjimiz gibi, değişebiliyor. Örneğin benim için sanatın dalları ve felsefe ilk sıralardayken, son iki aydır spiritüel ilgi alanlarım listenin başında yer almaya başladı. Yaşam kalitemi artırmak için verdiğim küçük ölçekli savaşımda da üç yıl önce yolumun kesiştiği mindfulness pratiklerini günlük rutinime eklememle rotam daha olumlu bir istikamete evrildi. Nasıl mı? Bu konuda hayatıma dokunan iki ismin yorumlarını hadi gelin inceleyelim.

 

Psikolojik danışman, yazar ve mindfulness eğitmeni Zümra Atalay'ın TEDx Bahçeşehir Üniversitesi'nde yaptığı konuşmasından bir kesite yer vererek anda yaşamaya dair konumuza başlamak isterim: ‘’Harvard Üniversitesi'nde iki profesörün Science dergisine yaptığı bir araştırmanın başlığı şöyle: ‘Uçuşan bir zihin, mutsuz bir zihindir.’ Yani geçmişe ve geleceğe giden, şu anda kalmayan bir zihin mutsuz bir zihindir. Bu araştırmada yaklaşık 83 ülkeden 2.250 katılımcıya bir telefon aplikasyonu gönderiyorlar. Ve bu telefon uygulamasında üç tane soru var. Kişilere uyanık oldukları vakitlerde bu üç soru geliyor. İlk olarak: 'Şu anda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?' Daha sonra verilen 22 aktiviteden hangisini yaptıkları soruluyor: 'Şu anda ne yapıyorsunuz?' Ve son olarak: 'Şu anda dikkatiniz yaptığınız işte mi? Yoksa başka yerlere mi gitti, daldınız mı, dikkatiniz dağıldı mı?' Araştırmanın bulgusu ise şöyle söylüyor: Bireyler uyanık oldukları vakitlerde, cinsellik haricinde, zamanlarının %46,9'unu geçmişi ve geleceği düşünerek, yani zihinleri uçuşarak geçiriyor. Bu oran hiçbir zaman %30'un altına düşmüyor. Yani aslında sevişirken bile zamanımızın %30'unda geçmişi ve geleceği düşünüyoruz. Ve anda olmadıklarında, yani zihinleri uçuştuğunda, mutluluk düzeyleri daha düşük çıkıyor. Şimdiki anda olmak önemli. Fakat bir yandan da zihnin doğal modu, yani doğal hâli, geçmişe ve geleceğe uçuşması. O zaman şimdiki anda kalmak bizi mutlu eder mi? Evet, şu anın içindeki her şey hoşumuza gidiyor olsaydı bizi mutlu ederdi. Ama hepimiz biliyoruz ki şu anın içinde her zaman hoşumuza giden şeyler yok.’’


Türkiye'de yoganın yayılmasında büyük rol oynayan yoga, meditasyon ve nefes eğitmeni Zeynep Aksoy'dan aldığım mindfulness meditasyonu eğitimlerinden notlarımdan biraz bahsedecek olursam; Uzak Doğu'da binlerce yıldır uygulanan bu meditasyon tekniği, Türkiye'de yaklaşık 22 yıldır uygulanmaktadır. Bu teknikte dikkati eğitmek ve tekniğe başlanılan ilk anlarda anda kalmaya çalışmanın bedende yarattığı rahatsızlıkla baş etmek bir hayli zordur. Bu yüzden meditasyon, kişiye rahatsızlıkla kalabilmeyi öğretmektedir. Acı ve ıstırap kavramları vurgulanmaktadır. Istırap, bilindiği üzere her insanda ortak olan bir yöndür. Ancak kişilere ve kişilik yapılarına göre oldukça çeşitlidir. Acı, birincil ve bir o kadar da kaçınılmazdır. Istırap ise kişinin kendi yarattığı tepkiselliğiyle ilgilidir. Bu pratikte de bir nevi acıyla çalışma becerisi gelişmektedir. Çünkü dışarıda aranan mutluluk geçicidir. Elde edilse bile kaybetme korkusuyla birlikte gelir. Bu yüzden kişinin kendi içindeki huzuru ve mutluluğu ortaya çıkarması, yaşam kalitemizi artırmak adına çok önemlidir. Mindfulness kavramını anlamak için şu metaforları içselleştirebilmek de işimizi bir hayli kolaylaştırabilir: Rodin'in Düşünen Adam heykeli ile Buda'nın heykeli karşılaştırılır. Rodin'in heykelinde vurgu baştadır; etrafından kopmuş biri izlenimi verir. Buda'nın heykelinde ise vurgu kalp ve karındadır. Bir nevi bedenselleşmiş farkındalıkla beraber huzur simgelenmektedir. Bu öğretinin genel hedefi ise dikkati belirli bir şeye yönlendirmek, aynı anda birkaç şey yapmamaktır. Metotta odaklanma ve açık farkındalık kavramları yol göstericimizdir. Bu kavramlar da ikiye ayrılmaktadır. Odaklanmada nesne, yani nefes odağı söz konusudur. Açık farkındalıkta ise kişi, odağının hareketini film izler gibi izler. Yani odak değişirken nötr tanıklık söz konusudur. Kısaca pratik şöyledir: 20 dakikalık, beş aşamalı meditasyonda ilk aşamada nefesin sonuna, ikinci aşamada nefesin başına sayı eklenir. Üçüncü aşamada nefes tüm bedende hissedilir. Dördüncü aşamada nefes sadece burunda takip edilir. Son aşamada ise açık odak vardır. İlk iki aşamadaki sayma eylemi, odaklanma için iyi bir araçtır.

 

Pratiklerin bilimsel ve ruhsal katkıları ise şöyledir:

*Olanı fark etmenin yanında, olana verdiğimiz tepkiyi fark etme becerimizi geliştirir. Çünkü yaşam akışında tutunduğumuz kişilik yapıları ve oluşumları bu konuda sınırlayıcımızdır.

*Zorlu süreçlerin içinde donup kalma, sürekli aynı şeyleri düşünme yani ruminasyondan sıyrılıp odağı bedene ve duyumlara çevirmek, beraberinde şifalanmayı getirmektedir.

*Başımıza gelebilecek olumsuz durumlar karşısında bile rahat kalabilecek kapasiteye ulaşabilmemizi sağlar.

*Sol beyin kategorize eden, mekanik, yaşamayan yer iken; sağ beyin deneyimsel algıdır. Mindfulness pratikleri sağ beyin algısını artırmaktadır. Böylece hisler de eş zamanlı artış göstermektedir.

*Bedenselleşmiş farkındalıkla deneyime izin verme kapasitesi gelişir.

*Sara Lazar'ın yaptığı çalışmalara göre sekiz haftada beyin yapısını değiştirdiği, öğrenme becerisini artırdığı ve stres hormonları salgılayan amigdalanın küçüldüğü gözlemlenmiştir.

*İlaçla iyileşemeyen hastalarda uygulanmış ve olumlu sonuçlar alınmıştır.

*Bedendeki iltihabı azalttığı, beyin yapılarını değiştirdiği, yaşlanmayı yavaşlattığı ve tükenmişlik semptomlarına iyi geldiği kanıtlanmıştır.

 

Bizler iyi bir şey yaratmaya kalkıştığımızda, bazı zamanlar öncesinin çok sancılı olabileceğini de aklımızın bir köşesinde tutmak; negatif düşünceye meyilden ziyade, iç dünyamızda hareket eden ve ruhumuzdan taşmak isteyen kayaların sıkışarak yarattığı deprem misali bir etki olarak düşünüyorum. Zihinlerimizin uçuşmadığı, ruhumuzdaki depremi de kendimizi dinleyerek aştığımız anları yaşayabilmemize…

 

02.08.2026

18.45 – Port Alaçatı

 

 

 

 

 

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page