top of page

‘’O evi’’ bulmayı deneyebilir misin?

  • Yazarın fotoğrafı: Ulviye Yaşar
    Ulviye Yaşar
  • 17 Ara 2025
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 31 Ara 2025

Gibilerle belkilerin kıyısında...


‘’Kutsal olan hakikat değil, kişinin kendi hakikatini aramasıdır!’’  Irvin D. Yalom



Ev nedir?

Bir yer mi? Bir insan mı? Bir his mi? Bir kaçış mı? Bir varış mı? Bir kaçamayış mı? Bir varamayış mı? Yoksa daha derinden bir soruyla kuvvetli bir hakikat midir? Hakikat arayışı mıdır? Veyahut her şeyin başlangıcı olan hakikat arayışının başladığı “o yer” midir? Hadi gelin bir de tam zıddına bakalım: Her şeyin son bulduğu, hakikat arayışında son durak olan “o yer” midir?


“O evi bulmayı deneyebilir misin?” diyordu okuduğum bir kitapta. Okuduğum anda fark etmiştim ki aslında uzun bir zamandır ben “o evi” arıyordum. Ancak aradığım şeye tek bir isim veremeyecek kadar ruhum çokluklarla doluydu ki, “arayış yolculuğu” olarak o sürecime başlık atmak daha iyi hissettirmişti. Ta ki yazımın başlığı olan o soruya kadar. Önceki yazılarımda da değinmiştim; arayışımın başlangıcının geride kalalı, Şubat 2026’da tam 5 yıl olacak. Geçtiğimiz bu süreçte neler öğrendiğimi sorsanız, tek bir yanıt verebilirim. Sadece tek bir yanıt. Kocaman 5 yıla rağmen. Yanıtım ise şu: İçimizde her şeyin bir yanıtı muhakkak var. Biz, yaşadıklarımızla ve yaşadıklarımıza yaklaşımımızla o yanıtları en sahici hâliyle hissedebilmeyi öğreniyoruz. Öğrenmek çok zor değil belki ama layıkıyla öğrenmek bir hayli zor. Peki, ben hayata dair sorduğum sorular için içimde beliren sesi duydum mu? Duymaktan öte, doğruluğunu hissedebildim mi? İşte buna çok okkalı bir yanıtım var: Evet. O sesin doğruluğunu nasıl anladığıma gelirsek… O şahane kitaptaki şu sözü içselleştirerek yol almaya başladım: “Ama gözler kördür. İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçeği görebilir.” Küçük Prens. Bu sözle birlikte, duygularımın ruhumdaki ve bedenimdeki yansımalarını fark etmeye açtım kendimi. Çünkü bir duyguyu eğer karnımızda hissediyorsak bu içgüdüdür; eğer kafamızda hissediyorsak bu öfkedir, eğer tüm bedenimizde hissediyorsak bu mutluluktur. Bu fark edişten sonra da yazının başında konuştuğumuz ev ve hakikat konusundaki kafa karışıklığım bambaşka bir hâl aldı. İyi anlamda.


Neydi benim için ev ve hakikat ile nasıl bir ortak yanı vardı? Ev benim için sadece histi. Evimde, kitabevlerinde ya da sevdiğim birinin, görüşlerine önem verdiğim yakınlarımın kitaplıklarından kitapları incelerken de evde gibi hissettiğimi fark edene kadar… Meğer kitaplara dokunabildiğim her yerde evde olma hissine bürünebilen bir kanadım hep varmış. Diğer yandan, evin bir yer olmadığı ve olamayacağı kanaatindeydim. Fakat tüm rollerimden, tüm maskelerimden sıyrıldığım; kendimi anlatmak için çabalamadığım, sanki içimi görebiliyorlar gibi hissettiğim, mükemmel olmak için çırpınmadığım ama zaten mükemmel olduğumun hissettirildiği bir yerin evim olabileceğine ihtiyacım vardı. Ev bir insan da olamazdı. Eğer bir insan illa ev olacaksa, o zaman kendi kendinin evi olmalıydı. Fakat bazı anlarda bir insanın da evim olabileceği fikri iyi hissettiriyordu. İlk akıllara gelenin ikili ilişkiler olduğunu tahmin ediyorum. Elbette bir önceki cümlemde onu da kastediyorum. Ancak sadece onu kastetmiyorum. Sadece o pencereden bakarsam —ki hiç de sevmem tek noktadan bir duruma bakmayı— başta kendime, akabinde ise bana çok iyi gelen şahane insanlara saygısızlık etmiş olurum gibi… Tam bu kısımda imdadıma yazar Nazan Bekiroğlu’nun şu alıntısı yetişiyor: “Her ev kendi yansımasını diğerinde seyrediyor.” Aslında hepsi yapboz parçaları gibiydi. Biri olmasa tamamlanamazdı. Hep bir eksiklik hâli… İşte bu yüzden sanırım ev benim için hem bir his hem bir yer hem de bir insanmış. Tüm bunlar da aslında hakikatimi oluşturan parçalardı. Böyle olduğunu da bu satırları yazarken hissediyorum. İşte tam bu sebeple yazmayı çok seviyorum. Benim bile önceden göremediğim ya da görmek istemediğim; dile getiremediğim ya da dile getirmekten çekindiğim düşüncelerimi, hislerimi ve en önemlisi bazı idrak hâllerimi yaşattığı için… Yani arayış yolculuğumun parçalarındandı “o ev”. Yola çıktığımdan beri aradığım… Henüz bulamadığım… Ya da bulduğum ama anlamadığım… Ya da hiç bulamayacağım…


Di’li, miş’li zamanları bırakıp şimdiki zamanda buldum mu “o evi”?

……

Roma İmparatorluğu’nun unutulmaz ismi ve Stoacı filozof Marcus Aurelius’tan bir alıntı yanıtıma eşlik etsin: “Gemiye bindin, yelken açtın, karaya vardın; artık kıyıya çık.” Evet, gemiye bindim, yelkeni gücüm yettiğince açtım ama karaya vardım mı, henüz bilmiyorum. Göremiyorum, dokunamıyorum, hissedemiyorum gibi. Belki de adadayım. Anakaraya varmama da kıyıya çıkmama da vakit bir hayli erkendir belki… Ya da kim bilir, çok az kalmıştır. Belki de şu andan çok memnunumdur ve ada evim gibi hissettiriyordur. Yok hayır o his böyle bir şey değildir. Nasıldır çözemiyorum ama böyle, bu tonda olmadığına da eminim. Hissel bakınca soyut doğrum.


Gibilerle, belkilerin kıyısı misali… Net verilememiş cevaplarla dolu satırlar… Dedim ya; somuta tabiî olmayan oluşlar hali... Ya da olamayışlar... Karışığımdır belki de… Çok karışık... Kafa karışıklığı mı? İç karışıklığı mı? His karışıklığı mı? İçteki bir his çok net iken his karışıklığının suyun üstünde olması da ayrı bir ironi... Neyse... Bu yazıya, benim için hem en zor hem de dünyadaki en değerli mücevherden bile değerli olan o soruya, yıllardır bulamadığım cevabı sanırım artık bulduğumu düşünerek ve hissederek başlamış ve o şekilde ilerletmiş gibi dursam da şimdi sona yaklaşırken fark ediyorum ki meğer o soruya içime tam anlamıyla sıcak gelen hiçbir cevabım yokmuş. Henüz. Bu biraz acı… Sarsıcı…


Vakti zamanında, “İç’ime sinmeyen tek bir kelimeye dahi yer veremeyeceğim burada.” diye kendime bir söz vermiştim. O söze olan tüm sadakatimle; evimi bulmaya dair veremediğim yanıtlarla, bir sürü belirsizlik içeren kelimelerimle, cümlelerimle benden ve içimden gelenler bu seferlik bu kadar.


Bazı anlarda adadan anakaraya hiç varmak istemeyişlerimize… Belki…

Olmayı hissetmek istediğimiz yerleri de en derinimizde bulabilmelerimize… Gibi…


17.12.2025

11.20 – Cunda Adası




 
 
 

1 Yorum


Derya
27 Ara 2025

Ne kadar güzel anlatımın; bence sonunda bir kitap yazmak neden olmasın. Ve evet bana göre de aslında m2 ile ölçülen sadece bir yer değil, aidiyet hissedilen yer benim evim.

Bu sadece bir mekan değil; huzur bulduğun, kaçmak istemediğin, iyi hissettiğin, kendine geri dönebildiğin, tam olduğun yer , benim evim olmalı.

Yeni güzel yazılara ….🌺

Beğen
bottom of page